Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali - Kargo Dahil
ÖNSÖZ
Kur'an-ı Kerim, Allah'a kulluk yapmayı, ana ve babaya iyilikte bulunmayı, insanlarla kardeş olmayı emreder. İnsanların dünya ve ahirette mutlu olmaları için gerekli esasları bildirir. Geçmişte meydana gelen olaylara temas etmesi yanında gelecekte gerçekleşecek hakikatleri de haber verir.
Kur'an-ı Kerim üslûbu itibariyle de baştan başa bir mucizedir. Onun sûreleri, âyetleri ve kelimeleri arasında ilâhî kelâm olduğunu ispatlayan derin bir ahenk, erişilmez bir zevk vardır.
Kur'an-ı Kerim, tüm insanlığı doğru yola iletmek için gönderilmiştir. Ancak onun gösterdiği hedefe erişebilmek, onu okuyup anlamaya bağlıdır. Bu ise Kur'an dilini bilen Araplar için belki kolay sayılabilir. Ama Arapların dışında kalan milletler için pek de kolay bir iş değildir. Halbuki Kur'an yalnız Araplara değil, bütün insanlara gönderilmiş bir kitaptır. Böyle olunca onun diğer dillere çevrilmesinin ne derece zarurî olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu da ancak terceme yoluyla yapılabilir. Fakat Kur'an-ı Kerim ne ölçüde terceme edilebilir? Bu konu üzerinde ciddiyetle durmak gerekir. Biz burada terceme ve meal konusunda söylenmesi veya bilinmesi gerekli şeyleri elinizdeki mealin sahibi merhum Elmalılı Hamdi Yazır'm kendisinden dinleyelim. O bu konuda "Hak Dini Kur'an Dili" isimli meşhur tefsirine yazmış olduğu mukaddimede özetle şöyle diyor:
"Terceme, bir sözün mânâsını diğer bir dilde, dengi bir ifade ile aynen olduğu gibi anlatmaktır. Tercemenin, asim mânâsına tam anlamıyla uygun olabilmesi için, maksadı açıkça ifade etmede, delâlet ve işaret yoluyla anlatmada, kapalılıkta, açıklıkta, genellikte, özellikte, kayıtsız olmada, kayda ve şarta bağlı bulunmada, kuvvetli ve isabetli olmada, kısaca ilimde ve sanatta aslın anlatım tarzına uygun olması gerekir.
Yoksa tam bir terceme değil, eksik bir anlatım olur. Halbuki değişik diller arasında ortak noktalar ne kadar çok olursa olsun, her birini diğerinden ayıran bir çok özellikler vardır.
İşte bu yüzden edebî değere ve sanat zevkine sahip bulunan eserlerin tercemeleri tam bir başarı ile yapılamaz. Hele Allah Kelamı olan Kur'an-ı Kerim söz konusu olunca bunun imkânsızlığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Gerçi Kur'an'da mânâsı bulunamayacak hiçbir kelime yoktur. Fakat mânâsı çok derin kelimeler bulunduğu gibi bir kelime etrafında birçok mânâların toplandığı ve hepsi de doğru olmak üzere birçok yönlerin, ihtimallerin bulunduğu yerler de az değildir. Bunların bazılarını doğrudan doğruya terceme etmek mümkün olsa bile hepsini bütün yönleriyle tercemeye sığdırmak mümkün değildir.
Kısaca terceme, Kur'an'dan mütercimin anlayabildiği kadariyle bazı şeyleri ifade edebilirse de tam anlamıyla edemez. Bununla beraber şunu da unutmamak gerekir ki, Kur'an anlaşılmaz bir kitap değildir. Zorlamasız, yapmacıksız su gibi akan, nur gibi parlayan apaçık bir kitaptır. Ne var ki onun mânâları tam olarak anlaşılıp bitirilemez. Bir mânâsı meydana çıkınca arkasından bir mânâ daha, bir mânâ daha... yüz gösterir. Nurun parıltıları içinde gizlilik belirir. Mümine hitab ederken kâfire bir korku fırlatır. Kâfiri korkuturken mümine bir müjde nüktesi uzatır. Halka hitab ederken ileri gelenleri düşündürür. Alime söylerken cahile dinletir. Cahile söylerken âlime dokundurur. Geçmişten bahsederken geleceği gösterir. Bugünü tasvir ederken yarını anlatır. En basit gözlemlerden en yüksek gerçeklere götürür. Bütün bunlan, duruma, makama, zaman ve mekana göre en uygun, en güzel kelimelerle anlatır. Sonra bunları anlayanların, anlamayanlara açıklamasını da vazife kılar.
İşte bu vazife dolayısıyla ben de dilimin dönebildiği kadar bu eseri yazmaya çalıştım. Mealin mümkün olduğu kadar sade ve kısa olmasına gayret ettim. Meal, bir şeyi eksiltmek, bir sözün mânâsını her yönüyle aynen değil de biraz noksanıyla ifade etmek demektir. Bizim yapmış olduğumuz bu çalışmada «Meal» tabirini kullanmamız da bu eksiklikten dolayıdır..."
Görüldüğü üzere son devrin yetiştirdiği seçkin din âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır merhum, terceme ve meal konusundaki görüşlerini böyle dile getiriyor. Biz onun bu duygu ve düşüncelerle kaleme aldığı meşhur tefsirinin sadeleştirilmesi çalışmasından sonra tefsirle birlikte işlenmiş olan meal kısmını ayrı bir cild halinde Kur'an metni ile birlikte okuyucularımıza sunmayı da bir vazife kabul ettik. Çünkü bugün özellikle ülkemizde Kur'an-ı Kerim'in açıklaması demek olan ve ciltlerle ifade edilen büyük hacimli tefsir kitaplarını alıp okuyanların sayısı Kur'an meali okuyanlara nispetle oldukça azdır. Kısa ve özlü olması itibariyle meal okuyanlar ise daha çoktur, bu bakımdan daha sonra yazılan meallere kaynak durumunda bulunan Elmalılı merhumun meali üzerinde yeni bir çalışma yaparak daha sade bir üslûp içinde okuyucularımıza sunmak istedik. Bu çalışmayı yaparken az da olsa gerekli yerlerde parantez içi açıklamalar yanında zaman zaman bazı kısa notlar da ilâve ettik. Bu ilâve notları asıl meal kısmından kolayca ayırabilmek açısından italik harflerle dizdik. Bunun dışında müeUifin vermek istediği mânâya dokunmadık.
Bu çalışmamızın Allah'tan rızasına muvafık olmasını, Cenab-ı Hakkın bizleri kelâmına hadim kılmasını ve muhterem okuyucularımıza feyizler ihsan etmesini niyaz ederiz...
Sadeleştirme
Prof. Dr. İsmail Karaçam
Yrd. Doç. Dr. Emin Işık
Yrd. Doç. Dr. Nusrettin Bolelli
Abdullah Yücel


